sararıp solmaktan ağarmıştır yüzü.

bitap. ve karınca harfleri var alnında.

gözlerimi siliyor her bakış anı.

gaflete düşüyor ama her tınısında insanı da düşürüyor, istekle.

aniden yeşertiyor çiçekleri.

kas… gül. man… kar…

adlarını demeye kalmayan o fırsat, ona uzun ömürler versin.

yaradan çehresini anar gibi dokunuyor insanın avcuna.

avcu kararıyor insan evladının.

benizsiz çocuklar doğdu geçen asırda, diyor.

fikri,… zihnimi yaralamasa, yaralı sayılmazdı belki.

gözleri o girdaptan kalma, renkleri topraktan, yosundan, günden ve doğumdan bitme.

güllerinin, yalnız güllerinin, ömrü bir saniye.

söylenebildiklerince.

yazarak lanetlendiğimi düşünüyor.

ama bilmiyor ki herkes bir nebze sever lanetini.

okunaksız yazımla onu şifrelediğimi söylüyorum. hayret ediyor.

ayan olanlardan olduğunu söylüyor.

hiç kaybolmayacaklardan.

habersizce var olanlardan.

karı soğuğa boyadı yine.

ve bir yıldıza gözlerini aralattı.

dikenli meyvalarla saçlarını tarattı.

yaralı o sonbaharı göğsünde kabarttı.

tabiat kurşununu, oklarını göğsüne dayamıştı en son.

hal sormaya, hatır istemeye gelmişti.

giderken.

ağlaşıyorlardı.

sütten kesiliyordu ümitleri.

bilmenin ahengi ve sancısıyla.

yaralamanın yaralayıcı zaferi ve kahrıyla.

inanarak ve inanmak zorunda olmayarak.

malum güfte

İşte,
Kapanmış kapılar.
Ve artlarında sessizliğe esen rüzgar.
Birçok şey sesten sessize göç etmekte bugünlerde zaten.
İşte,
Görünmeyen o meyvalar.
Ve günahını bize yüklemiş elmalar.
Saflığını kaybetmiş dereden kopartılmış,
Bir şeffaflık kuyusu.
Var mı bulutların raksına layık sultan,
Çocuklardan başka?
Alnımı dayadım ,
Ah alnımla yaslandım,
yasa.
Ve yasın yasası tükenmezleşince damarlarda
Tüy kalemler şairlere ölümü yazacak,
En Tabii’nin bulunduğu gökte.
İşte ,
Varmamak lazım o diyara
Söylenmeden malum güfte.

nâzım

“ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi. ” diyordu Nazım.

“Ne meyva kaldı, dallarında yaşam sesi
Ne ışığın renkli yankısı çiçeklerde
Son çocuklar da vuruldu yoktan,
Ölmeye gençti
hepsi.” diyorum , Nazım.
affet!
ikisi de memleket içindi.

Dedi

tanrı dedi ki “gözlerini kesen o arsız buğu, omzunu yaralayan o günsüz kara ve sesini duvara çarpan o absürt alem olayım. yeter ki an beni, hayatını bozdu sandığın o zalim hükümdar olayım. ”
“o sessiz kapı, hiç ama hiç çalmayacak. o yalnız çocuk, hiç mi hiç dönmeyecek. yalnız yalnızlık kalacak.”
“ama korkma. içindeki dalgalar hep mi hep hırçın kalacak, bukleleri ölse de. alnındaki yaralar hep mi hep derinleşecek. gözündeki karalar hiç mi hiç ağarmayacak.”

nihil expedit

ayan ediyorum yokluğunu mananın.
geceye pus yazıyorum,
gereksinirmiş gibi.
öylece akacaksa ay ışığı eğer
tutmanın bi yolunu aramalı çünkü.
omnia fui, nihil expedit
diye var bi haykırışım
omnia fui demeye bile yoktu oysa hakkım
belki çocuk olsam
o zaman, ey sesim, yankılanırdın

yıllık

Çocukluk demişsin ;
Bir bahçe vardı , zamandan evvel kurulmuş , olabildiğince pejmürde. Ortasında yer alan ev birkaç asır çürüse , bahçenin otları boy atsa , kimse dokunmasa , bakıp bakıp o evi orada yetiştiren toprağa , bu bir daha asla dönemeyeceğim evden ayrıldıktan sonra bir gün mutlaka gelecek ve alnıma çizgilerini yalpalata yalpalata çizecek zamanın ikinci başlangıç vaktine ve o vaktin gün batarken denizde ortaya atıp çekiştireceği yeşil ışığa gırla şiir yazarsın.
Zamandan evvel kurulmuş.Bu tek kesin özelliği bahçenin.
Çünkü zaman bir hastalıktır.Ben ise onun asırlar boyunca yaşasak da nadiren ortaya çıkacak , ancak pejmürde bahçelerinde tadılacak en solgun ve amnezik ( bu iki kelime aynıdır yadımda) yüzüne denk geldim.
İhtiyaç duyduğum için değil yalnızca iğreti durmanın doğasını merak ettiğimden keşfetmek için yazdığım vakitler o bahçenin devrine tekabül etmez.
O bahçenin devri yalnız olduğunu fark etmeyen bir çocuğun hislerinin çiçeksiz yapraklarından dökülerek bahçenin toprağından kanatlar yetiştirip bahçeyi uçurup götüreceği günün korkusuyla evden çıkmamasına tekabül eder.
Diyorum ki bunca saçmalığımın arasında , geçen bir falcıya gittim fark etmeden tarif etti hastalığımı ve bana tek katlı , bahçeli bir evden bahsetti.Orada başlamış her şey.
Fikrin pejmürdeliği bahçelerde başlıyor demek ki.